Tunç Kılınç

Tunç Kılınç

Uzun yıllar maaşlı memurluk yaptım. Üniversite bittikten sonra P&G’de çalıştım. Mekanik ve robot hayata 1 yıl dayanabildim. Ancak orada pek fazla kişiliğinizi gösteremiyorsunuz. 20-25 yıl çalışmanız lazım ki üst pozisyonlara gelin. Öyle bir isteğim olmadı benim. Pazarlama departmanındaydım. Oradan sonra tam tersine kaçtım. Reklam ajansına geçtim. Çok yeni kurulan bir ajanstı. Alice BBDO oldu. Müşteri direktörlüğü, yeni müşteri almaktan sorumlu olan havalı lakaplarımız oldu. Bu sefer reklam ajansı da yetmemeye başladı. Çok fazla boş vaktim oluyordu orada da. Benim müşterilerimden bir tanesi Nissan’dı, o da beni sevdi “Gel seni pazarlama direktörü yapalım” dedi. Güzel dedim. Güzel paralar da veriyorlar. 2 yıl kadar da satış pazarlama müdürlüğünü yaptım. Oradan sonra Halis Komili’nin yanına geçtim. Halis Bey’in yanında zeytinyağı yoktu o zaman. Su ve sabun işleri vardı. Beni onların pazarlama direktörü yaptı. 1 yıl kadar sonra Nickhelson International benimle görüştü. “Tunç gel sen bizde headhunter ol. Sen gel, çok da güzel para da vereceğiz sana, memnun olmazsan gidersin” dedi. Ben “Gelirim kendime iş bulurum, giderim” dedim, “Tamam yeter ki gel” dedi. 6-8 ay kadar Nickhelson’da çalıştım. Genel müdür adaylarından tut, mülakat yapıyorsun. Sonuçta ben kimim ki. Oradan sonra da Turkcell’den bir teklif gelmişti. 6 yıl kadar da Turkcell’de aynı pozisyonda, müdürlük pozisyonunda çalıştım. Müşteri hizmetlerinin başındaydım, daha sonra satış ve geliştirmenin başına geçtim. Bireysel segmentin başındaydım. Shubuo inovasyon genel müdür yardımcısı oldum. Tamam artık dedim, 16 yıl oluyor bunların hepsi. Artık başkalarının gözünde adam olmayı bırakayım, kendi gözümde adam olayım dedim. Sonra ayrıldıktan sonra ne yaparım, ben en iyi konuşurum. Birilerine belki akıl fikir veririm den yola çıkarak, koçluk yapmaya başladım. İş ve yaşam koçluğu yapmaya başladım. Başlarda eğitim de veriyordum. Sonra çok sıkıldım. Konuşmacılık yapıyorum. Bayi toplantılarında filan. İş koçluğu şirketlere veya şirketlerdeki üst düzey yöneticilere. Son 5 yıldır devam ediyor. Fikir atölyesinde de Aralık 2005 yılında açtım. Kurumsal hayatı bıraktıktan 6 ay sonra açtım. Burası tamamen şuradan doğdu: çok yakın arkadaş çevremde olan fikirlerde, “Tunç senin bu fikirlerinden başka insanlar da istifade etsin. Paylaşmalısın bunları. Bu etkileşim seni çok heyecanlandıracak” dediler. Hakikaten ondan sonra da bir deneyeyim dedim. Fikir atölyesi diye bir blog açtım. Amacı bir tane hayatımız var, bunun keyfini çıkartın, başka insanların hayatını yaşamayın, hafif provakasyon yapan, insanları düşünmeye sevk eden, bir takım öğütlerle değil de, karşılıklı konuşuyormuş gibi yazmaya gayet ediyorum.

Yazarın Diğer Kitapları

Stokta Yok
Sıfır

Sıfır

Hayatın senin için ayarladığı randevudan habersiz, "Bana bir şey olmaz!" der ve hızla gidersin ya hani dünyanın dikine... Öyle gidiyorum işte! Neyin peşindeyim, bilmiyorum! "Her nerede değilsem, orada mutlu olacakmışım gibi geliyor" diyen Baudelaire gibi, sıkıştığım yerde bunaldım ve artık olmadığım yeri mi merak ediyorum? Peponi! Burada, "hatalarıyla bütünlüğü yakalayabilen bir insan" olduğum duygusu hâkim. Hayatıma dair ne varsa bilindiğini, anlaşıldığımı ve en önemlisi yargılanmadığımı hissediyorum. Bu, kendimle barışık olma halimin en zirve noktası. Burada Einstein var; Steve Jobs, Benjamin Button, Andy Warhol var... Yetmez! Anne ve babasına "Sevmek yeter sandınız!" diyen büyüme sancıları içindeki genç var. V for Vendatta var, Fight Club var; Süveyda, Erhan, Bilge var. Ancak daha öneml...